EFSANELER DİYARI FRİGYA’DAN MASALLAR VE TARİHE DÜŞÜLEN NOTLAR


Bir zamanlar Midas isimli bir prens yaşamış Frigya’da. Anası tanrıçalar tanrıçası, tabiatın koruyucusu Kybele, babası ise ülkenin kralı olan Gordios’muş. Hükümdarlığının başşehri olan Gordion da adını ondan almış. Babasının ardından tahta geçen Midas, yalnız anası Kybele’nin dini törenlerini bir gelenek haline getirmekle kalmamış aynı zamanda İda (Kazdağ) dağındaki büyük Zeus kültünü de teşkilatlandırmış.
Midas’ın yaşam öyküsü de onun efsanelerinden ayrı düşünülmezmiş. Anlatıldığına göre; bir gün, ormanların ve suların tanrısı olarak bilinen Silenos, sarhoş bir halde Sangarios (Sakarya) ırmağı kıyısında dolaşırken, köylüler tarafından iple bağlanarak tutsak edilmiş. Midas ise ona nazik davranmış ve bu tavrıyla da tanrı Diyonizos’un minnetini kazanmış. Zira, Silenos onun hem eğitmeni, hem yoldaşı hem de eşlikçisiymiş. Krala seslenen şarap tanrısı, dileği her ne olursa olsun, yerine getireceğini söylemiş. Midas da dokunduğu her şeyin altına dönüşmesini arzu etmiş. Ancak bir süre sonra, yaptığı hatayı anlamış. Çünkü yiyeceği içeceği ne varsa, elini sürer sürmez altın oluveriyormuş. Yalvarmış yakarmış tanrıya, bu ölümcül armağanı geri alsın diye. Diyonizos da Paktolos (Sart Çayı) ırmağına girip arınmasını buyurmuş kraldan. O günden sonra, nehrin suları altın tozuyla kaplı olarak akmaya başlamış.
Tanrı Silenos’un sarhoş bir halde dolaşırken yolunu kaybedip, Midas’ın gül bahçelerine girdiği ve yine kral tarafından Diyonizos’a geri getirildiği de anlatılırmış.
Kralın, kehânetlerinden faydalanmak için Silenos’u özel bir şarap karışımıyla sarhoş edip tutsak aldığı da söylenirmiş ki, hikâyenin bu tamamen farklı versiyonunda, Midas’ın arzusu, tanrıdan her türlü bilgeliği öğrenmekmiş.
Frigya’nın efsanevi kralı Midas’ın ışık tanrısı Apollon’la olan macerası ise hayli tatsız bir sonla noktalanmış. Tmolos (Bozdağ) eteklerinde dolaşmakta olan Midas, burada gerçekleşen bir müzik yarışmasına şahit olmuş. Dağın tanrısı olan Tmolos’un hakemliğinde yarışanlar; lirini çalmakta olan Apollon ile kavalını öttürmekte olan Marsyas isimli bir gençmiş. Birincilik Apollon’a verilmiş. Ne var ki; Midas, kavalın sesini daha çok beğendiğini söyleme hatasına düşmüş. Öfkelenen ışık tanrısı da, kralın kulaklarını eşek kulağına çevirmiş.
Bu çirkin görünümü, şapkasının içinde saklayan Midas’ın sırrını, yalnızca berberi biliyormuş. Ancak bir gün dayanamamış ve toprağa açtığı bir çukurun içine gerçeği söyleyivermiş. O günden sonra tam o noktada biten otların, rüzgârın her esişinde; “Midas’ın kulakları, eşek kulakları” dedikleri duyulurmuş. İşte bu olay Midas’ı öylesine üzmüş ki; boğa kanı içerek intihar etmiş.
Asur kralı Sargon’un İ.Ö 717-709 yıllarını kapsayan yıllıklarında “Muşkilerin Mita’sı” olarak anılan Midas, İ.Ö 8.yüzyılın sonu ile 7. yüzyılın başlarında hüküm sürmüş Frigya topraklarında. Onun zamanında tüm Orta ve Güneydoğu Anadolu’ya egemen bir krallık durumunda imiş Frig krallığı. Romalı tarihçi Eusebios’un kroniğinde iki kez adı geçer Midas’ın. Hükümdarlığının başlangıcı İ.Ö 738’dir. Ölümü ise; Anadolu’ya kuzeyden gelerek istilâ eden Kimmerler’in, başkent Gordion’u ele geçirdiği sene olan İ.Ö 695’tir. Boğa kanı içerek intihar ettiği, tarihe düşülen notlardandır.
Ama başka notlar da var tarihin tozlu yapraklarında Frigya’ya dair. Sene İ.Ö 333. Bu kez başka bir efsanevi imparator vardır Gordion’da. Makedonya’lı İskender. Kurmayı düşündüğü dünya imparatorluğu için güçlü ordusuyla yola çıkan hükümdar, Anadolu topraklarına gelir ve Pers boyunduruğundan kurtarır birçok kenti. Gordion da bunlar arasındadır. Anlatıldığına göre; Midas’ın başkentine gelen İskender, eski kralların saraylarının bulunduğu akropolise -kentin yüksek tepesi- tırmanarak, yüzyıllar önce Gordios’un yapmış olduğu bir arabayı görmek ister. Bu arabanın öyküsü hayli ilginç olup, Midas’ın doğuşuna da farklı bir yorum getirir. “…Gordios, anlatıldığına göre, eski günlerde Frigya’da yaşamıştı, yoksuldu ve ancak bir çift öküz boyunduruğu ve işleyecek küçük bir tarlası vardı. Bir öküzle tarlayı sürerken, ötekiyle arabasını çekerdi. Bir gün tarla sürerken bir kartal gelip boyunduruğun üzerine kondu ve günün işi bitip öküzler salınıncaya dek orada kaldı. Gordios endişelenerek gökten gelen bu işaretin ne olabileceği konusunda kendilerine danışmak üzere Telmissos’un bilicilerine gitti. Telmissos’un halkı tanrının gizemlerini yorumlamada ustaydı ve kadınları ve çocukları da kapsamak üzere soylarında geleceği önceden görme yeteneği vardı. Gordios, bu halka ait olan yakınlardaki bir köyde su çekmekte olan bir kızla karşılaştı. Ona kartaldan söz edince, kız yanıt olarak kendisinin bir biliciler soyundan doğduğunu söyledi ve ona işareti gördüğü yere geri dönerek tanrı Zeus’a bir adak sunmasını öğütledi. Gordios kızdan onunla birlikte gelmesini ve ona adağın hangi biçimde sunulacağını göstermesini istedi. Onu kızın söylediği gibi sundu. Daha sonra onunla evlendi ve ondan Midas adında bir oğlu oldu.
Midas’ın büyüyüp güzel ve yakışıklı bir genç olduğu günlerde Frigyalı’ların kendi aralarında sorunları ve çekişmeleri vardı. Bir bilici onlara bir arabanın bir kral getireceğini ve onun aralarındaki kavgalara bir son vereceğini söyledi. Onlar henüz bunu tartışmayı sürdürürken, yanında annesi ve babası da olan Midas bir araba ile geldi ve toplandıkları yerin önünde durdu. Bunu; bilicinin sözlerinin yerine gelmesi olarak kabul eden Frigyalı’lar, tanrının onlara bir arabanın önceden getireceğini bildirdiği kişinin karşılarında olduğuna karar verdiler. Böylece Midas’ı tahta oturttular. O aralarındaki sorunlara ve çekişmelere bir son verdi ve tanrı Zeus’un kartalı göndermesine bir şükran sunusu olarak babasının arabasını akropolisin üzerine yerleştirdi…”. Roma Çağı’nda yaşayan ve İskender’in askeri seferlerini kaleme alan Nikomedia’lı (İzmit) Arrianus böyle anlatmış efsaneyi.
Yerel inanışa göre; bu arabanın boyunduruğu öyle bir bağlanmıştır ki, bu düğümü çözmeyi başaranın kaderinde Asya’nın efendisi olmak vardır. Yine Arrianus’a göre; “…İp, kızılcık ağacı kabuğundan yapılmış ve düğüm öylesine kurnazca bağlanmıştı ki, kimse nerede başladığını ve nerede sonlandığını göremiyordu. İskender düğümü nasıl çözeceğini bulamadı ama gene de onu olduğu gibi bırakmayı istemiyordu, çünkü başarısızlığı halk arasında rahatsızlıklara yol açabilirdi. Bundan sonra ne olduğu konusunda anlatılanlar değişiktir. Kimileri düğümü, kılıcının bir vuruşuyla kestiğini ve “şimdi çözüldü” dediğini söyler. Ama Aristobulos iğneyi -arabanın okunun tam ortasından içeri sürülen ve düğümü bir arada tutan bir tür ağaç çivi- çekip çıkardığını ve böylece boyunduruğu oktan kurtardığını düşünür… İskender ve eşliğindekiler arabanın durduğu yerden ayrıldıkları zaman, genel duygu düğümün çözülmesi hakkındaki kehanetin yerine gelmiş olduğuydu. Dahası, tam o gece şimşekler ve gök gürültüleri ile gökten bir başka işaret daha geldi. Böylece İskender, tüm bunların gücü üzerine, ertesi gün gökten işareti gönderen tanrıya adak sundu ve düğümün çözülüşü duyurusunu yaptırdı”.
Roma Dönemi’nin başka bir tarihçisi olan Plutarkhos ise; düğümün çözülüşüne dair birinci anlatıyı benimsemiştir, İskender’in yaşamını kaleme alırken.
Gordios, Midas ve İskender… Yolları, farklı çağlarda Gordion’da kesişen, yaşamları Frig masallarıyla zenginleşen üç büyük kral… Üç efsanevi kişilik…
KAYNAKÇA
Akurgal, Ekrem, Anadolu Uygarlıkları, Net Turistik Yayınlar AŞ., İstanbul, 1989.
Arrian, İskender’in Seferleri, Çev: Meriç Mete, İdea Yayınevi, İstanbul, 2005.
Erhat, Azra, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1984.
Graves, Robert, New Larousse Encyclopedia of Mythology, The Hamlyn Publishing, London, 1989.
Seyffert, Oscar, A Dictionary of Classical Antiquities, George Allen&Unwin Ltd., London, 1957.

Home | Articles | Events | Announcements | Groups | Gallery | Newsletter Archive | About | Legal | Contact Us