TANRIÇA DEMETER’İN ELEUSİS’TEKİ KÜLTÜNE FARKLI BİR BAKIŞ


Mitolojide Kronos ve Rea’nın kızı olan bereket tanrıçası Demeter’e, Kıta Yunanistan’da, Anadolu’da, Girit’te ve Trakya’da tapılırdı. Toprağın verimiyle ve buğdayla ilişkilendirilen tanrıçanın, aslında Anadolu’da Kybele ve Girit’te Rea adıyla bilinen ana tanrıça figürüyle bağlantılı olduğu aşikârdır.
Demeter’in Eleusis ’teki kültü ise; tanrıçaya inananlara, toprağın verimi yanında sonsuz bir mutlu yaşamı ya da ölüm sonrası sürdürülecek mutlu bir hayatı vaat ediyordu.

i)Bir Saptama;
Eski Yunan düşüncesine şekil veren etmenlerden biri; halkının yaşama bağlılığı olmuştur. Gerçekten de Eski Yunan düşüncesinde, bu dünyadaki yaşam değerlidir ya da başka bir deyişle onların gözü, bu dünyaya dönüktür. Odysseia’da, Akhileus’un dile getirdiği gibi: “…Ballandırma bana ölümü şanlı Odysseus, bütün geçmiş, göçmüş ölülere kral olacağıma, el kapısında kulluk edeydim keşke, varlıksız, yoksul bir çiftçinin yanında ırgat olaydım” …
Hayatı yücelten bu dünya görüşü; dönemin düşünce ve sanat ürünlerinde de etkisini gösterir. Eski Yunanlı’nın hümanist dünya görüşünü yansıttığı düşünülen ve daha çok bu yönüne vurgu yapılan insan biçimli tanrılar olgusu, aslında insanoğlunun kendini, sonsuz yaşama sahip tanrısıyla özdeşleştirme arzusundan kaynaklanmıştı. Homeros’ta; tanrıları, insanların arasındaki mücadelelerde taraf olarak görürüz. Beti sanatında da; tanrılarla insanlar, insana özgü ilişkiler içinde tasvir edilirlerdi. Kıskançlık, öfke gibi duygular, aşk ve sevgi gibi kavramlar, tanrılar arasındaki ilişkilerde de eksik değildir. Tanrıyla insan, denebilir ki başka hiçbir kültürde bu denli yan yana, iç içe tasavvur edilmemiştir.
Eski Yunanlı için, tanrısıyla arasındaki en önemli fark ise; şüphesiz, ölümlü oluşuydu. Ancak, bir nevi ölümsüzlük ya da ölüm sonrası mutlu bir hayat da, yaşama tutkuyla bağlı bu insan için olanaklıydı. Demeter’in Eleusis’teki tapınımı, insanoğluna bunu vaat ediyordu.
ii)Efsane .
Ölümsüzlüğün Sıradan Bir İnsanİçin de Olabilirliği;
Efsaneye göre;“Hades, kırlarda çiçek toplayan Persephone’yi kaçırır. Annesi, kederli bir halde her yerde arar onu. Ne var ki, ölümlü-ölümsüz kimse gönüllü olmaz gerçeği söylemeye. Ne nektar içer ne ambrosia ne de yıkanır günler boyunca. Sonunda Helios, gerçeği itiraf eder. Demeter, Kronosoğlu’na kızgın, ayrılır tanrılar arasından. Yeryüzüne, verimli topraklara, Eleusis’e gelir. Kral Keleos’un evine varıncaya dek kimse onu tanımaz. Yüreğinde yasla, yaşlı bir kadın kılığında yol kenarında oturur. Bu yol üzerinde halkın su aldığı bir çeşme vardır. Kralın kızları buraya gelir. Tanrıça, isminin Doso olduğunu, çocuk ve ev bakımından anladığını söyler. Kızlar içinde en güzeli Kallidike’nin söylediğine göre; Triptolemos, Dioklos, Polyxenos, Eumolpos, Dolichos ve babaları, buranın en güçlüleridir ve hepsinin de birer evleri ve karıları vardır, ancak dilerse, saraya da gelebilir. Dört kız, tanrıçayı saraya getirir. Kraliçe Metaneira ona tatlı şarap ikram ettiğinde, arpa-su-nane karışımı bir içecek ister. Kraliçe ona, soylu bir görünümü olduğunu söyler ve oğlu Demophon’u yetiştirmesini ister. Çocuk, tanrıçanın bakımında hızla büyür. Hiçbir şey yiyip içmez ama tanrıça onu ambrosia ile ovar. Akşamları ise, ölümsüzlük kazansın diye ateşe tutar. Fakat bir akşam, Metaneira buna şahit olur ve çok korkar. Tanrıça da buna çok sinirlenir ve oğlanın artık ölümsüz olmayacağını ama sonsuz bir onura sahip olacağını belirtir. İşte o anda kimliğini açığa vurur ve tüm insanlardan, kendisi için bir tapınak yapmalarını ister. Kallichoron tepesi üzerinde inşa edilmesini, ayinlerinin de yine burada düzenlenmesini buyurur. Görünümü birden değişir, gençlik, güzellik ve ışık sarar dört bir yanını. Sabah olduğunda Keleos öğrenir olanı biteni. Kral, meclisi toplar ve yükselen tepede tanrıçaya zengin bir tapınak yapmalarını buyurur. Tapınağın inşası bitip de herkes evine dönünce, tanrıça burada oturur kızının hasretiyle, ölümsüzlere kırgın. Tüm ölümlüler için de verimsiz bir yıl planlar. Arpa tohumları boş yere atılacaktır toprağa ve öküzler boş yere sürecektir tarlaları o yıl. Zeus, önce İris’i gönderir Demeter’e; ikna etmesi için onu, tanrılar arasına dönsün diye. İris, karalara bürünmüş tanrıçayı tapınağında otururken bulur ama razı edemez geri dönmeye. Tek tek tüm ölümsüzler gelir sonra ve tanrılar arasında istediği her onuru vermeyi vaat ederler. Yine reddeder tanrıça tüm ricaları. Güzel yüzlü kızını görünceye dek, tohumu salıvermeyeceğini ve güzel kokulu Olympos’a dönmeyeceğini söyler. Bunu duyan Zeus, yeraltı karanlığına Hermes’i gönderir Hades’i ikna edip Persephone’yi tanrılar arasına getirsin diye. Hermes, hemen yeraltının derinliklerine iner. Zeus babanın, kendisini Persephone’ye karanlıklar diyarından çıkarken yol göstermesi için yolladığını söyler. Annesi onu kendi gözleriyle görürse, hem tanrılara hem ölümlülere olan öfkesi diner belki diye. Bunu duyan Aidoneus (Hades), Zeus’un emrine karşı koyamaz Genç kız, neşe içinde gitmeye hazırlanırken, kocası çaktırmadan bal kadar tatlı bir nar meyvesi koyar ağzına. Annesinin yanında sonsuza dek kalmasın diye. Ardından tanrısal atlarını altın arabasına koşar ve eğerlerini Hermes’in elinde tuttuğu bu arabayla yeryüzüne doğru yola koyulur Persephone. Eleusis’teki tapınağa varırlar. Anne-kız birbirlerine sarılırlar özlemle. Sevgili çocuğunu kucaklarken, bir şey yiyip yemediğini sorar. Yemediyse, orada annesi ve babasıyla kalabilecektir bundan böyle. Ama eğer yemişse, aşağı dönecek ve ancak baharda yeryüzü çiçeklendiğinde tekrar gelecektir yeryüzüne. Kız, her şeyi açıkça anlatır annesine, kucaklaşırlar ve yatıştırırlar birbirlerinin yüreğini sonra. Unuturlar kederi. Hekate gelir yanlarına, kutsal Demeter’in kızını sevgiyle okşar ve o andan sonra da hep yanında olur onun. Şimşek fırlatan gür sesli Zeus, Rhea’yı görevlendirir arabuluculuk için bu kez. Demeter’i çağırır tanrılar arasına, dilediği her onuru da bahşedecektir ona. Kızı, senenin üçte birini karanlıkta, üçte ikisini annesi ve diğer ölümsüzlerle geçirebilecektir. Bunun üzerine tanrıça, önce Rares ovasına gider. Bir zamanlar toprakları hayat veren bu yer, şimdi çoraktır. Arpayı saklamıştır çünkü güzel bilekli Demeter. Ama artık bahar gelince, tarlalarda dalgalanacaktır uzun başak taneleri ve bağlanacaklardır demetler halinde. Krallara gider sonra tanrıça. Kanun uygulayıcı Triptolemos’a, atların sürücüsü Diokles’e, güçlü Eumolpos’a ve insanlığın lideri Keleos’a. Gizemlerine dair ayrıntıları öğretir onlara. Bunlar öyle kutsal gizemler, ayinlerdir ki; kuralları ihlal edilmez, bakılmaz ve açıklanmazlar. Bu ayinlere katılmış olanlara ne mutlu ama gizemleri öğrenmeyenlere, ayinlere katılmayanlara ne fena. Onlar öldükleri zaman kasvetli karanlıklara hapsolacaklar ve gizemleri görmüş olanlarla aynı kaderi paylaşmayacaklar öte dünyada…” .
Öyküde; bir unsur var ki; bu, hikâyenin sıradan bir söylence olmanın ötesinde, yaşama ve ölüme dair, Eski Yunanlı’nın düşüncelerini ele veriyor:
Tanrıça, ölümsüzlük kazansın diye küçük çocuğu ateşe tutuyor. Böyle bir hikâye; Apollonios’un Argonatika’sında da karşımıza çıkar. Burada; Akhileus’a ölümsüzlük bahşetmek isteyen, annesi tanrıça Thetis’tir. Ancak, çabasına kocası, Peleus karşı koyar. Akhileus, bir tanrının oğlu iken; Demophon, ölümlü bir anne-babanın çocuğudur ve eğer Demeter, Metaneira engeliyle karşılaşmasıydı, çocuğun tanrılaştırılması söz konusu olabilirdi.
Yani; öyküde; ölümsüzlük, sıradan bir insan için de mümkün olabiliyor. Bu arayışı günlük yaşamda ise; Eleusis’te tanrıça onuruna düzenlenen, birtakım yasaklamalar ve yaptırımlar şeklinde gerçekleştirilen törenlerde görüyoruz.
iii)Eleusis’teki Kutlamalar ve Törenlerin Mimetik Karakteri (İnsanın Tanrıçayı Taklit Etmesi);
Öncelikle, tanrıça onuruna düzenlenen törenlere kısaca değinmek gerekir. Bunların geçmişi, Miken Çağı’na dek uzanmakla birlikte Eleusis’in Atina kontrolüne girmesiyle, buradaki törenler, Atina’nın korumasında düzenlenen bir festival durumuna gelmişti.
Her yıl Boedromion ayının 15. gününde Atina’da başlayan kutlamalar, sekiz gün sürerdi. Son üç gün, Eleusis’te geçerdi. İlk gün, arınacak olanlar -ölümden sonra mutlu bir hayat beklentisi içinde olanlar- (mystai); Stoa Poikile’de (Resimli Revak) toplanırdı ve burada başrahip (hierophant) resmi bir açıklamayla törenlerin başlangıcını duyururdu . Yaptığı davet çağrısında, elleri temiz, akıcı konuşan ve ruhu kötülükten arınmışları çağırırdı . Bu noktada şunu belirtmeliyiz ki; adaylarda kadın, erkek, yaşlı, genç olmak gibi bir şart aranmazdı. Yani, kült herkese açıktı. Bu diğer tapılardan ayrı tutmamız gereken bir unsurdur. Özellikle Roma Çağı’nda, akıcı konuşma şartı da aranmaz olmuş, kült adeta o gün için evrensel bir nitelik kazanmıştı.
Ancak daha önce, ayın 14’ünde Atinalı genç savaşçı askerler (epheboi), tanrıçaya ait kutsal şeyleri, ağzı mor kurdelelerle bağlı kapalı sepetlerde (kistai) Eleusis’ten Atina’daki Eleusinion’a getirmiş olurdu. Bunları, arınmadan görmek ise yasaktı .
İkinci gün; adaylar, birer rehber rahip (mystagogos) eşliğinde arınma hazırlığına girişirdi. Pire limanına ya da Phaleron kumsalına arabalarla gider ve burada, yanlarında bulunan birer domuz yavrusuyla suya girerlerdi. Akşam kente dönünce, domuzlar kurban edilir, kanı serpilir ve etlerinin yendiği bir ziyafet verilirdi. Üçüncü gün ise; Atina’da iki tanrıça için düzenlenen devlet kurban günüydü .
Dördüncü gün; sessiz geçen bir zamandı.
Beşinci gün ise; tanrıçaya ait kutsal nesneler, Dipylon kapısında toplanmış adaylar, rahipler, Eleusis kült memurları tarafından, genç askerler eşliğinde geri götürülürdü. Bu toplulukça Eleusis’e götürülen nesneler arasında, bir Iakhos (Diyonizos) heykeli de vardı. Adayların başlarında mersin yapraklarından taçlar olur, ellerinde ise altın halkalarla bağlı yaprak demetleri olurdu . Kente yaya olarak giden bu topluluğa, Atina-Eleusis sınırındaki köprülerden biri üzerinde toplanan maskeli bir grup, müstehcen sözlerle (gephyrismoi) sataşırdı. Karanlık bastırdığında ise; Eleusis’e varılır, meşaleler yakılırdı.
Altıncı gün; asıl arınma töreni için yapılan hazırlıklarla geçerdi. İki tanrıçaya ve diğer tanrılara kurbanlar sunulur; adaylar, kayıp kızı için hüzünlenen Demeter’i taklit eder, gün boyu oruç tutar ve akşam olunca oruçlarını, tanrıçanın efsanede içtiği söylenen karışımdan (kykeon) içerek bozarlardı. Daha sonra asıl tören; tanrıçaya ait tapınakta (Telesterion) gerçekleştirilirdi. Yapının ortasında yer alan ve tanrıçaya ait nesneleri barındıran bölüme (anaktoron) girme hakkına sahip başrahip, karanlıkta bekleyen adaylara parlak bir meşale ışığı altında bu nesneleri gösteriyordu. Bu şeylerin ne olduğu ise; çeşitli yorumlar yapılmasına rağmen günümüzde bile bir sırdır.
Yedinci ve sekizinci günler arasındaki tüm geceyi dolduran kabul töreninin ardından, gizemleri öğrenme şansına erişenler, ellerinde tuttukları kaplara (plemochoai) su koyar, birini doğuya birini batıya doğru, kutsal sözler eşliğinde akıtırlardı .
iv)Önemli Bir Saptama;
Demeter’in Eleusis’teki kültü ve burada düzenlenen arınma törenleriyle ilgili birçok saptama yapılmıştır ama kanımızca, özellikle kutlamaların bir yönü hep göz ardı edilmiştir. Bu, törenlerin psikolojik ve felsefi boyutudur.
Tanrıçanın, kızını ararken çektiği acıyı adeta onunla paylaşmak isteyen adayların onu taklit etmeleri, yoksunu anımsamaları, oruç tutmaları, oruçlarını tanrıçanın içtiği rivayet olunan karışımla bozmaları bir yana Persephone’nin kaçırılışını, annesinin onu arayışını ve yeryüzünde hüküm süren kıtlığı da simgesel olarak canlandırırlar.
Demeter’in kültüne kabul edilmek ve böylelikle öbür dünyada mutlu bir yaşam sürme garantisini edinmenin verdiği rahatlama bir yana, tanrıçayla aynı duyguları hissetmek ya da onunla özdeşleşmek için, kendini onun yerine koyma uğraşısı içindeki insan “empati” yapmaktadır ve işte bu özellik, törenlerin psikolojik yönüne işaret eder. Bu empatiyle beraber, tanrıçayı yaptığı hareketlerle taklit eden aday, Eski Yunan felsefesinde “mimesis” olarak adlandırılan eylemi de gerçekleştiriyor zorunlu olarak. Sözlük anlamı; taklit etmek veya öykünmek olan mimesis kavramı, ünlü filozof Aristoteles’in sanat felsefesinde önemli bir yer tutar. “Poetika” adlı eserinde, yalnız heykeltraşın ve ressamın değil ama aktörün sahnede yaptığı etkinliği de mimetik bir etkinlik olarak nitelendirir düşünür. Oyuncu, bu eylemiyle anlatılan hikâyeyi sıradanlıktan uzaklaştırır.
Tıpkı Demeter onuruna düzenlenen törenlerde adayların mimetik hareketleriyle efsaneyi sıradanlıktan kurtarması gibi.


BİBLİYOGRAFYA
Aristoteles 1995 Poetika. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Burkert, Walter 1999 İlkçağ Gizem Tapıları. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları.
Burkert, Walter 2001 Greek Religion. Massachusetts: Harvard University Press.
Dürüşken, Çiğdem 2000 Roma’nın Gizem Dinleri. İstanbul: Arkeoloji Ve Sanat Yayınları.
Eliade, Mircea 2003 Dinsel İnançlar Ve Düşünceler Tarihi Cilt I: Taş Devrinden Eleusis Mysterialar’ına. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
Foley, Helene P. 1999 The Homeric Hymn To Demeter. Princeton: Princeton University Press.
Guthrie, W.K.C. 1951 The Greeks And Their Gods. Boston: Beacon Press.
Homeros 2005, Odysseia. İstanbul: Can Yayınları.
Mylonas, George Emmanuel 1942 The Hymn To Demeter And Her Sanctuary At Eleusis. Washington: Washington University Press.
Parke, H.W. 1986 Festivals Of The Athenians London: Thames&Hudson Ltd.
Seyffert, Oskar 1957 A Dictionary Of Classical Antiquities. London. George Allen& Unwin Ltd.
Simon, Erika 1983. Festivals Of Attica Wisconsin: Wisconsin University Press.

Home | Articles | Events | Announcements | Groups | Gallery | Newsletter Archive | About | Legal | Contact Us